Vahdet Nafiz Aksu

ANA SAYFABUGÜNKÜ ERZURUMYEREL YAZILAR MAKALE / FIKRA / ÖYKÜ ERZURUM YAZILARI KİTABITÜM ŞİİRLERİM PDF

serbest  şiirlerimheceyle şiirlerim heceyle rübailer sesli şiirlerim resimli şiirlerimşiir sunuları

 

Vahdet Nafiz Aksu

E-KANAL CANLI YAYIN

TRT'DEKİ SÖYLEŞİLERİM

USTALARDAN SESLİ ŞİİRLER

ŞİİR VİDEOLARI -VNA

HER ŞEYİN BAŞLADIĞI ŞEHİR

ÖNERİLER/ETKİNLİKLER

STRATEJİK HEDEFLER

BELGELERLE ERMENİ ZULMÜ

NET KÜTÜPHANE

100 TEMEL ESER

TARİH/ KÜLTÜR SOHBETLERİ

OSMANLI TARİHİ

SARI GELİN KİMİN TÜRKÜSÜ

ERZURUM  FIKRALARI

ÖZGEÇMİŞİM

FOTOBEN

KİTAPLARIM



SÖZÜN SERHADDİ DUA




stratejik araştırma kurumları

araştırmacılar için kaynaklar

Türk dünyası araştırmaları

filozofların fikir dünyası

mevlana ney ve sema

Türk edebiyatı kolleksiyonu

edebiyat söyleşileri

düşünce dergi ve siteleri

e-kitap bankası

altı çizili satırlar

kuran ufku

öğrenciler için kaynaklar

ekovart tv-sanat haberleri

Türk islâm sanatları

kültür ve turizm bakanlığı

kent kent yeryüzü

yapı kredi kültür-sanat

gazetelerin birinci sayfaları

yerel medya

gazetelerin internet sayfaları

bebek ve anne com

gerekli tüm linkler



 
SIK DİNLEDİKLERİM

 




kelâm-ı kibar


 

 

  İletişim Formu


 

bu sayaçtan önceki ziyaretçi:
165900

 

 

Google Site

 

 

 
 
"BU ŞEHİRDE YAŞANMAZ" MI?

Geçen gün bir dost sordu:

-Erzurum'un en çok eleştirildiği, Erzurumlular hakkında olumsuz kanaatlerin en çok dillendirildiği yer neresidir, biliyor musun?
Baktım, yüzünde hüzünle karışık ciddi bir ifade vardı. Az kalsın latife ettiğini sanıp " Kars " diyecektim!
Benden bir cevap çıkmayınca kendi sorusunu kendisi cevapladı:
-Erzurum!
Şaşırtıcı gelmedi bu cevap. Ben de kaç gündür nereye uğrasam şehrini, şehrinin değerlerini eleştiren, acımasızca sorgulayan dostlarla karşılaşıyordum. Şehirde yaygın bir toplumsal stres, hatta kopkoyu bir depresyon hali mevcuttu. Konunun açıldığı iyi olmuştu. Mevzu üzerinde söyleşmenin tam zamanıydı.

" Değerli dostum, biraz zaman ayırsanız, lütfedip kafama takılan birkaç meseleye ışık tutsanız, minnettar kalırım " dedim.

" İyi ama bizim söyleyeceklerimiz ancak bu konudaki gözlemlerimizi içerir. Bir bilimsel araştırma ya da tespit niteliği taşımaz. Böyle bir merak içindeysen daha yetkin biriyle konuşman gerekmez mi? " diye takıldı bana.
Maksadın muhabbet olduğuna işaret edip sormaya başladım. Ben sual etim, o cevapladı, efendim bakalım nasıl cevapladı:
-Şehrin ekonomik ve sosyal göstergeleri ciddi sorunlara işaret ediyor. Böyle bir toplumsal yapıda elbette şehir aydını, esnafı tüccarı, eliti eleştirel bir bakış hakkına sahip. Aksaklıklar söylenecek, sorunları sürekli dile getirilecek ki çözüm yolları bulunabilsin. Öğle değil mi?
—Haklı eleştirilere, çare öneren tenkitlere kim ne diyebilir ki? Analitik tahliller ve objektif eleştiriler yönetici kesimin oksijeni, kanı, gıdasıdır. Siyasi ve bürokratik yöneticilerin her iş ve icraatına kabul temennaları çakılan, eyyam ve dalkavukluğun yaygın hale geldiği bir memlekettin vay haline. Ancak bizim sohbetimize konu olan durum bu değil. Erzurum'da şöyle bir toplumsal ruh halinin emareleri iyice belirgin hale gelmiş bulunuyor. Şehir seçkininden, ahaliye kadar yaygın bir söyleme sarılmış kitleler :
" Bu şehir bana ne verdi ki " Şükür hazinesi tarumar olmayan, insafı felç haline gelmeyen bir ferdin bu soruyu dilinin ucuna bile getirmesi mümkün müdür? Hele de bir toplum bu sloganı koro halinde söylüyorsa, toplumsal arızanın boyutları genel ve köklü bir bakımı gerektirecek hale gelmiş demektir. " Bu şehir bana ne verdi ki " sorusuyla başlayan toplumsal ruhi çöküş, bir adım sonra şu kahredici hüküm cümlesiyle karşımıza çıkıyor: " Bu şehirde yaşanmaz…"
—Sözünüzü balla keseceğim, ama tekrar sormadan edemiyorum, bu serzeniş ve eleştirilerin hiç mi haklı bir yanı yok, hepten mi temelsiz, dayanaksız bu hükümler?
—Bir kere peşinen şunu söylemeliyim: Bu şehrin işsizi, bu şehir bana iş vermedi dese haklıdır. Aşsızı aşım niye kaynamıyor dese mazurdur. Ancak dikkatimi çeken şu ki, koro halinde ağlaşanların büyük kısmı az çok işleri yolunda olan kesimler. Yani, bu şehir bana ne verdi ki diyenler aslında " Ben bu şehre ne verebilirim " sualini her akşam başını yastığa koyarken sorması gerekenler arasından çıkıyor. Ve bir tespitim var:
Cemil Meriç'i rahmetle anıp onun bir sözünü duruma uyarlayarak şöyle söyleyeceğim:
Bu şehirde yaşanmaz diyenler "Bu şehri yaşanmaz hale getirenlerdir"
Bakıyorum yüzünde memnuniyetsizlik ifadeleri dolaşıyor. Ama bu öfkemi hoş görmelisin. Erzurum denilince yüreğinin en ücra köşesi havalanan, gönlü kanatlanan, ruhuna nurlar üşüşen dadaş ruhlara ne oluyor böyle? Mücadele yerine teslimiyet, çare arama iradesi yerine koro haline ağlaşmalar bu toprağın çelik iradeli insanlarının harcı mıdır?
—Ama şunu da unutmamak gerekiyor. Ekonomik ve sosyal göstergeler itibarıyla geri kalmış bir ilde yaşıyoruz. İşsizlik gün geçtikçe büyüyor, dallanıp budaklanıyor. Esnafın durumu sıkıntılı.
Çiftçinin sorunları var. Bütün çabalara, teşvik tedbirlerine rağmen sanayi ve ticaret alanında beklenen sıçramayı bir türlü sağlayamıyoruz. Böyle bir tablo içinde sıkışmış bulunan kitlelerde doğal olarak karamsarlık emareleri ortaya çıkıyor, toplumsal depresyon hali yaşanıyor.
—Evet, bütün bunları birlikte yaşıyoruz… Çerçevesini çizdiğin şablona, ülkemizin on ili dışındaki bütün şehirlerin durumu uyar. Bu sıkıntılar büyük ekonomik krizlerden çıkmış, yüz milyarlarca dolar dış borcu bulunan bir ülkenin genel sorunları… Kuşkusuz şehrimizin de daha büyük ve kendine özgü sorunları mevcut… Ama bu sorunlar " Erzurum'u yaşanmaz şehir " ilan etmemizin gerekçesi olamaz. Aksine, bu sorunları yenme irademizle bu şehri yaşanır hale getirmek boynumuzun borcu olmalıdır. Bu şehir bana ne verdi ki iftirasından, bu bilincin duru ve berrak iklimine geçmeden hiçbir şeyi başaramayız.
-Şehrin moral bozukluğundan bahsettiniz. Bu sadece ekonomik geri kalmışlıkla izah edilebilecek bir durum mudur, yoksa daha derin nedenleri var mıdır?
—Erzurum aydınının uzun vadeli hedefi, kimlik bunalımını telafi olmalıdır. Bunun için kültürel bir seferberliğe ihtiyaç var. Kültürel kimlik kaybı sadece ekonomik nedenlerle izah edilebilecek bir durum değil. Şehrin ilim ve irfan erbabı " hedefsiz değişimlere " uğramasına rağmen gelişemeyen şehrin bu durumunu ." nitelikli göçe " bağlıyor. Bence yeterli bir izah değil.
Şehrin kültürel köklerinden beslenip, bir Erzurumluluk kimliğine sahip olan dadaşlar; birçok nedenle başka illere göçüp gitmişler. Sadece başka illere değil, beka âlemine göçenler de " Erzurumluluk değerleri " dediğimiz özellikleri demek ki alıp götürmüşler. Ya da kültürel mirasın yeni nesillere aktarılmasında bazı kopukluklar oldu.
Yoksa zaten devredilmeye müstahak değerler yok muydu aslında, Erzurumluluk ruhu dediğimiz şey bir hayalden mi ibaretti.
Veyahut bıraktıkları değerler yeni koşullara göre işlenip, tezyin edilmediği için modernitenin güçlü ve hoyrat fırtınaları karşısında dağılıp gitmiş mi.
Doğrusunu isterseniz bu hususta benim kafam epeyce karışık. Ama kesin bildiğim bir şey var ki, ecdadımızda var olan birçok insani vasfı bu gün mumla arıyoruz. O mumla aradığımız vasıfları bu günlere salimen taşıyıp, ardına çağdaş değerleri de takabilseydik, şehrin bu günkü sorunlarını daha kolay aşabilirdik. Aradaki kopmalara rağmen bu hala çok uzak bir hayal değil. Yeter ki " bu şehri yaşanmaz bulan " şehir elimi elini vicdanına koysun ve kendini ruh ve beyin olarak bu şehre layık hale getirsin.
—Sohbet iyi gidiyor gitmesin de, bu kadar uzun yazıyı bakalım sayfa sekreteri dostlarımız sığdırabilecekler mi bize ayrılan bölüme… Devamı yarına derlerse biliyorsun bütünlük kaybolur. İyisi mi burada keselim kalem gevezeliğimizi.
Ama bir şey daha sormam lazım, geçen gün birlikte şehrin demografik yapısını konuşurken bana " giderek çevre merkeze hâkim oluyor" demiştin. Bu konuyu iki cümleyle açıklayıp eyvallah diyelim okuyucuya.
—O mevzu iki cümleye sımaz. Köyden kente göç, küçük kentten büyük şehre göç kaçınılmaz bir sosyolojik olgu. Bunun önüne geçemeyiz ve geçmeye çalışmakta hata olur. İşin tabi seyri de budur. Şehirleşme önüne geçilmeye çalışılmaması gereken bir olgu. Ancak doğru olan, çevreden merkeze gelen unsurların, merkezin kültürel yapısına intibakıdır. Bu intibak esnasında, çevreden gelenlerin taşıdıkları kültürel ve sosyal farklılıklar merkez değerlerine karışır, onlara ayrı bir çeşni ve lezzet katar.
Erzurum'un merkez değerleri maalesef tahrif ve tahriple karşı karşıyadır. Çevre merkezi kuşatmıştır. Çevre merkeze galip gelmeye başlamıştır. Bu bir kültürel istila olayıdır.
Eğer Erzurum'un merkez unsurları, bu şehirde yaşanmaz demeye devam ederlerse, bu şehir çevre unsurlarının " bu şehirde ne güzel yaşanır " diyecekleri bir şehir haline gelecektir.

Vahdet Nafiz AKSU